TCK Md. 81-85 HAYATA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR

    5237 sayılı kanunun 81 ile 85inci maddeleri arasında düzenlenen hayata karşı işlenen suçlar, Anayasa ve AİHM tarafından en üstün değer olarak nitelendirilen kişinin yaşam hakkının fail tarafından kasıt, ihmal veya taksirle elinden alınması suretiyle işlenmektedir. 

    Failin hareketi neticesinde ölümün gerçekleşmesi, bu hareket ile ölüm arasında nedensellik ve illiyet bağının da bulunması gerekmektedir. Bu suç ancak ve ancak sağ olan kişilere karşı işlenebilir. Ölmüş olan veya ölmüş olmasına rağmen yaşadığı sanılan kişilere karşı girişilen eylemlerin bu kapsamda değerlendirilmesi mümkün olmayacaktır.

KASTEN ÖLDÜRME SUÇU VE CEZASI (TCK MADDE 81)
"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

    Kanun maddesinin temelinde, kişinin kasten öldürülmesine değinilmektedir. Kast, kanunun 21. maddesindeki tanımından hareketle; "Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir." ifadesine yer verilmiştir. Aslında failin suçun tanımındaki unsurları bilmesinden ziyade, fiili ve sonuçlarını bilerek eylemini gerçekleştirilmesinin aranması gerektiğini olacağını söylemek daha doğru olacaktır.
    Kasten öldürme suçu serbest hareketle işlenebilen bir suç olması sebebiyle, fail bu suçu elleri, ayakları, taş sopa, silah ve sair aletler marifetiyle de gerçekleştirebilecektir. Aralarında nedensellik ve illiyet bağı bulunan failin hareketleri maktulun ölümü ile sonuçlandığı an suç tamamlanmış olacaktır.
    Fail kasten öldürme suçundaki hareketleri gerçekleştirir ancak elinde olmayan sebeplerle ölümü gerçekleştiremez ise suç teşebbüs aşamasında kalmış olur. Bu durumda fail kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanır.

KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ (TCK madde 82)
"(1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,
b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,
c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silâh kullanmak suretiyle,
d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı,
e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) Gebe olduğu bilinen kadına karşı,
g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla,
i) Kan gütme saikiyle,
j) Töre saikiyle,
İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

Tasarlayarak adam öldürme: 
Failin, adam öldürmeyi önceden planlayarak ve tasarlayarak gerçekleştirmesi, onun suçu işleme kastının ve hukuka aykırılık şuurunun yoğunluğunun kesin göstergesidir. Suçun bu tipi genelde pusu kurmak suretiyle gerçekleşir. Ancak her somut olay açısından farklılıklar da gösterebilmektedir. Bu durumda suç, fail tarafından maktulün önceden izlenmesi, fiilin planlanması, uygun anın kollanması, yerin ve zamanın belirlenerek harekete geçilmesi sonucu eylemin gerçekleştirilmesi neticesiyle oluşmaktadır. Failin tasarlayarak adam öldürmesi halinde müebbet hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No:2014/271, Karar No:2014/350: 
    "Yerel mahkeme kararında da belirtildiği üzere; maktulün, sanığın babasına ait evi satın alması ve tapuyu devretmek için fazla bedel istemesi nedeniyle aralarında husumet bulunduğu, kasten öldürme eyleminin de bu husumetten kaynaklandığı sabit ise de, dosya içerisinde sanığın maktulü öldürmeye sebatla ve şartsız olarak ne zaman karar verip bu yönde bir plan yaptığı, ulaştığı ruhi sükûnete rağmen öldürme kararından vazgeçmeyerek bu amaçla tabanca edinerek olay öncesinde maktulün evinin bulunduğu mahalleye geldiği, olay tarihinde de maktulü takip ederek öldürdüğü hususunda, tasarlamanın varlığını ispat edecek nitelikte, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. 
    Bu itibarla, somut olayda tasarlamanın varlığı için aranan şartların gerçekleşmediği nazara alınarak yerel mahkemece, sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine, ilk hükümde direnilerek tasarlayarak öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesinde isabet bulunmadığından, direnme hükmünün bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir."

Canavarca hisle veya eziyet çektirerek adam öldürme: 
    Canavar kelimesinin sözlük anlamı "Acımasız, kötü ruhlu, zalim (kimse)" dir. Failin maktulü acımasızca ve zalimce, canavarca hislerle hareket etmesi sonucu adam öldürmesi ağırlatıcı neden olarak görülmüştür. Canavarca hisle adam öldürmeye örnek olarak kişinin üzerine kızgın yağ dökülerek öldürülmesi, yakılarak öldürülmesi, kan kaybına sebebiyet verecek uzuvlarının parçalanarak öldürülmesi verilebilir. 
    Aynı bendin devamında eziyet çektirerek ibaresine yer verilmiştir. Failin cebir ve şiddetin dozunu arttırarak maktule karşı insan onuruyla bağdaşmayan, acı çekme ve aşağılamaya yol açan sistematik ve süreklilik arz eden fiillerin işlenmesi neticesinde ölümüne sebebiyet vermesi sonucu öldürmenin nitelikli hali oluşmaktadır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Esas No: 2010/2749, Karar No: 2010/7581:
"Oluşa ve dosya içeriğine göre olay günü alkol ve esrar kullanan sanığın maktûlü 26 adedi öldürücü nitelikte olmak üzere toplam 29 bıçak darbesi ile öldürdüğü olayda; pek çok öldürücü nitelikte yara ika edilmesinin tek başına suçun canavarca hisle ya da eziyet çektirerek işlendiğini kabule yeterli bulunmadığı, canavarca hisle öldürme, sırf öldürmüş olmak için öldürme, ölenin acı çekmesinden zevk duymak için öldürme olup, eziyet çektirerek öldürme ise ölümü meydana getirme bakımından zorunlu olmayan ve ölüme takaddüm eder vahşice hareketler olup sanığın öldürme kastının yanında işkence ya da eziyet çektirme kastının da bulunması gerektiği, somut olayda sanığın canavarca hisle ya da eziyet çektirerek öldürme amacıyla hareket ettiğini, sırf öldürmek için eylemi gerçekleştirdiğini kabule yeterli kesin kanıt bulunmadığı gözetilmeyerek 5237 sayılı TCK nun 82/1-b maddesinin uygulanması yasaya aykırı ise de, ceza miktarı değişmediğinden bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CMUK nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasındaki öldürme suçu ile ilgili bölümdeki“ Adem’e karşı” ibaresinden sonra gelen“ canavarca hisle” ibaresinin çıkartılmasına,”5237 sayılı TCK nun 82/1-b-e” ibaresininde“ 5237 sayılı TCK nun 82/1-e” şeklinde değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,"

Yangın, Su Baskını, Tahrip, Batırma Veya Bombalama Ya Da Nükleer, Biyolojik Veya Kimyasal Silâh Kullanmak Suretiyle Adam Öldürme: 
    Bu bentte sayılan suçlardan yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama hareketleri başlı başına genel tehlike suçlarıdır. Failin bu seçimlik hareketlerin birini veya birden fazlasını araç olarak kullanmak suretiyle eylemini gerçekleştirebilir. Kanun koyucu tarafından nükleer, biyolojik, kimyasal silahların toplum temelinde suça konu olan diğer suç aleti ve silahlardan daha tehlikeli olduğu kabul edilmektedir. Sonuç olarak gerçekleştirilen eylem neticesinde fail, suçun nitelikli halinin cezası olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaktadır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Esas No: 2011/2708, Karar No: 2011/2708:
"Sanığın maktulü öldürmek amacıyla, maktulün içinde bulunduğu arabayı yakma eyleminin mala zarar verme ve öldürme suçlarını oluşturacağı, 5237 sayılı TCK.nun 44 maddesi uyarınca bir fiil ile birden farklı suç işleyen sanığın en ağır cezayı gerektiren yangın çıkarma suretiyle öldürme suçundan dolayı cezalandırılması ile yetinilmesi yerine, öldürme suçu yanında mala zarar verme suçundan da yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık Evgeniya müdafii ile sanık Gökhan müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen resen de temyize tabi olan hükümlerin farklı gerekçe ile kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), ceza miktarına ve tutuklulukta geçen süreye göre sanık Gökhan Dağlar Demirin tahliye isteminin reddine, bozma gerekçesine ve tutuklu kaldığı süreye göre, sanık Evgeniya Ustınyantseva Devetzhelin tahliyesine, başka bir suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse salıverilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 05/10/2011 gününde oybirliği ile karar verildi."

Üstsoy Veya Altsoydan Birine Ya Da Eş Veya Kardeşe Karşı Adam Öldürme:
    Yukarıda sayılı olup Türk Medeni Kanuna göre belirlenen kişilere karşı suçun işlenmesi durumunda yasa koyucu suçun nitelik kazandığına vurgu yapmıştır. Aile kavramına verilen önem itibariyle suçun aile fertlerine karşı işlenmesi, suçun basit haline oranla kanun koyucu tarafından daha önemli sayılmıştır.

Çocuğa Ya Da Beden Veya Ruh Bakımından Kendisini Savunamayacak Durumda Bulunan Kişiye Karşı Adam Öldürme:
    Suçun işlendiği tarih itibariyle suçun mağduru TCK madde 6. da belirtildiği üzere henüz on sekiz yaşını doldurmamış ise maddede belirtildiği üzere suç nitelik kazanmış olur. Öte yandan suçun beden veya ruh sağlığı bakımından kendini savunmayacaklara karşı işlenmesi de yine nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Beden bakımından kendini savunamayacak ibaresinden anlaşılması gereken mağdurun faile oranla fiziki güç bakımından yetersiz kalması değil, sağlık açısından bedenen bir engelinin bulunması halidir. Aynı durum ruh sağlığı açısından da geçerlidir.

Gebe Olduğu Bilinen Kadının Öldürülmesi:
    Fail tarafından, gebe olan ve gebe olduğu bilinen veya bilinebilecek durumda olan kadına karşı suçun işlenmesi durumudur. Burada dikkat edilmesi gereken husus failin, mağdurun gebe olduğunu bilmesi veya bilebilecek durumda olmasıdır. Mağdurun fiziki özelliklerinden gebe olduğu anlaşılıyor ise veya mağdurun gebelik durumundan haberdar ise4 madde hükmü fail için uygulama alanı bulacaktır. Ancak gebe olduğu anlaşılamayacak durumda veya fail tarafından mağdurun gebe olduğunun bilinmemesi durumunda sırf mağdurun hamile olması hasebiyle faile madde uyarınca suçun nitelikli halinden cezaya hükmolunamayacaktır.

Kişinin Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Öldürülmesi:
    5237 S.lı TCK m.6 da ki tanımına göre kamu görevlisinin görevini icra ederken görevi nedeniyle öldürülmesi suçun nitelikli haline vücut vermektedir. Somut örnekle açıklamak gerekirse, fail tasarladığı cinayeti işlemek için mağdura hedef alır, fakat ıskalayıp arkasında görevi başında ve görevini icra eden bir kamu görevlisini öldürür ise madde uyarınca suçu nitelik kazanmayacaktır. Ancak okulda görev yapan bir öğretmen ile öğrencisi arasındaki problemden dolayı öğrenci velisinin öğretmeni öldürmesi durumunda öğretmen yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürülmüş olacağından suç nitelik kazanacaktır.

Bir Suçu Gizlemek, Delillerini Ortadan Kaldırmak Veya İşlenmesini Kolaylaştırmak Ya Da Yakalanmamak Amacıyla Adam Öldürme:
    Kişinin TCK anlamında işlediği suç kamu düzenini bozmakta, adli birimler tarafından fail cezalandırılarak bozulan kamu düzeninin tekrar tesis edilmesi amaçlanmaktadır. Şayet kişi bir suç işlemiş ise ve işlediği suçun soruşturma ve kovuşturmasını zorlaştırmaya ve engellemeye yönelik ya da suçun işlenişini kolaylaştırmak amacıyla, bu uğurda adam öldürmesi kanun koyucu tarafından nitelikli hal olarak değerlendirilmiştir.

Töre Saikiyle Adam Öldürme:
    Töre saiki ile işlenen adam öldürme suçunun failleri genelde baba, kardeş, ağabey, amca, dayı gibi ailenin erkekleri olurken mağdurları ise ailenin kadın üyeleri oluşturmaktadır. Kanun koyucu bu tür töre cinayetlerinin önüne geçmek maksadıyla suçu nitelikli hal olarak değerlendirmiştir. Ancak, failin suçu işlerken güttüğü saik iyi değerlendirilmelidir. Öyle ki yine aile içinde, ailenin erkekleri tarafından kadına karşı işlenen her adam öldürme suçu bu madde kapsamında değerlendirilemeyecektir.

Kan Gütme Saikiyle Adam Öldürme:
    Kan gütme saiki ile adam öldürme de yine töre saikiyle adam öldürme gibi ailenin erkekleri tarafından başka bir ailenin erkek üyelerine karşı işlenen suç tipidir. Kanun koyucu burada da suçun daha ağır cezalandırılarak suçun ve suçlunun önüne geçmeyi amaçlamıştır. Yukarıda da anlatıldığı üzere adam öldürme suçunun kan gütme saiki ile işlendiğinin şüpheye yer bırakılmayacak şekilde tespit edilmesi gerekmektedir.

“Sanığın kan gütme saiki ile maktül ....’i hedef alarak ateş edip öldürmesi olayında, olay yerinde bulunan mağdur Metin’in de raporda belirtilen şekilde yaralandığı anlaşılmakla, .....’e yönelik eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu halde, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.“ (Yar. 1CD, 11.04.2007, E.2538/2616) 

KASTEN ÖLDÜRMENİN İHMALİ DAVRANIŞLA İŞLENMESİ (TCK MADDE 83)
(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.
(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanunî düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması,Gerekir.
(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hâllerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir..

    Madde metninde kasten öldürme suçunun ihlâli davranışla işlenmesi düzenlenmiştir. İhmal, kişiye belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğünün yüklendiği hâllerde, bu yükümlülüğe uygun davranılmamasıdır. Belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı olarak bu davranışın gerçekleştirilmemesi sonucunda, bir insan ölmüş olabilir. Örneğin, bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabip, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmez ve sonuçta hasta ölür. 
    İhmali davranışla sebebiyet verilen ölüm neticesinden dolayı sorumlu tutulabilmek için, neticeyi önlemek hususunda soyut bir ahlakî yükümlülüğün varlığı yeterli değildir; bu hususta hukukî bir yükümlülüğün varlığı gereklidir.
Neticeyi önleme yükümlülüğü, bazı durumlarda koruma ve gözetim yükümlülüğüne dayanmaktadır. Bu yükümlülüğün kaynağı önce kanundur. Kişilere belli durumlarda belli bir yönde icraî davranışta bulunma konusunda kanunla yükümlülük yüklenmektedir. Örneğin velayet ilişkisinin gereği olarak ana ve babanın çocukları üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. (22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, madde 335 vd.). Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, başlı başına bir haksızlık ifade etmektedir.
Koruma ve gözetim yükümlülüğünün iradî biçimde üstlenilmesi, neticeyi önleme yükümlülüğünün ikinci bir kaynağını oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, koruma ve gözetim yükümlülüğü, bir sözleşme ilişkisinden kaynaklanabilir.
    Bu konudaki üçüncü grubu, öngelen tehlikeli fiilden kaynaklanan neticeyi önleme yükümlülüğü oluşturmaktadır. Örneğin, taksirle bir trafik kazasına neden olan kişi, kaza sonucunda yaralanan kişilerin bir an önce tedavi edilmelerini sağlama konusunda bir yükümlülük altına girmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda yaralı kişinin ölmesi hâlinde, bu neticeden dolayı kazaya sebebiyet veren kişiyi de sorumlu tutmak gerekir.
    Kasten öldürme suçu gibi, kanunî tanımında belli bir fiilin icrasının yanı sıra bir neticeye de unsur olarak yer verilmiş olan suçlarda, söz konusu netice, ihmali bir davranışla da gerçekleştirilebilir. Bu itibarla, bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabibin, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmemesi sonucunda hastanın ölmesi hâlinde; ihmalî davranışla öldürme suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Ancak, ihmalî davranışla öldürme suçu, kasten işlenebileceği gibi taksirle de işlenebilir. Belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğün gereği olan icraî davranışta bulunmaması sonucunda bir insanın ölebileceğini öngörmüş ise, olası kastla işlenmiş olan öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Buna karşılık, belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğe aykırı davrandığının bilincinde olduğu hâlde, bunun sonucunda bir insanın ölebileceğini objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak öngörmemiş ise; taksirle işlenmiş öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulmak gerekir.
    Maddenin ikinci fıkrasında, kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, suçun icrai davranışla işlenmesine nazaran temel cezada indirim yapılmasına ilişkin olarak mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır.

İNTİHARA YÖNLENDİRME SUÇU VE CEZASI (TCK MADDE 84)
(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Mülga ikinci cümle: 29/6/2005 – 5377/10 md.)
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.

İntihara azmettirmek, kişinin herhangi bir surette intihar etme eylemine meyli veya girişimi olmamakla birlikte, fail tarafından kişinin fikriyatının bu yöne evrilmesi sonucu maktul intihara azmettirilmiş olacaktır.

İntihara teşvik, intihar etme niyetinde olan kişinin bu konudaki fikrini kuvvetlendirmek ve kişiyi bu uğurda cesaretlendirmek suretiyle fail tarafından maktul intihara teşvik edilmiş olacaktır.

İntihar kararını kuvvetlendirmek, yine intihara teşvikteki gibi intihar kararını alan kişinin bu yönde düşüncelerini ve iradesini güçlendirmek suretiyle işlenecektir.

Başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etmek, intihar etme kararı almış fakat düşüncelerini henüz eyleme dökmemiş maktule bu uğurda maddi veya manevi olabilecek her türlü desteğin sağlanması suretiyle işlenmektedir.

    Maddenin birinci fıkrasında bir başkasını intihara azmettirme, teşvik etme, başkasının intihar kararını kuvvetlendirme ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım etme fiilleri, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmaktadır.
    Canlı türü olarak insan, hayatını sürdürme konusunda bir içgüdüye sahiptir. Ancak, algılama yeteneğinin olmaması nedeniyle veya yakalandığı hastalıktan kaynaklanan acı ve ızdırabın etkisiyle kişide hayatını sona erdirmeye yönelik bir eğilim ortaya çıkabilir ve bunu bir irade açıklamasıyla ortaya koyabilir. Belirtmek gerekir ki, kişinin bu şartlar altında hayatını sona erdirme yönündeki iradesinin hukukî geçerliliği söz konusu değildir. Başka bir deyişle, belirtilen durumlarda hukuken muteber bir iradeden söz etmek mümkün değildir.
    Ahlaken tasvip edilmeyen bir tasarruf olan intihar veya intihara teşebbüs olgusu, bizatihi cezalandırılabilir bir davranış niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, bir başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiilleri cezalandırılabilir niteliktedir.
Başlı başına cezalandırılabilir bir fiil olarak intihara yardım, esas itibarıyla icraî davranışla gerçekleştirilebilir. Ancak, intiharı önleme konusunda hukukî yükümlülük altında bulunan kişinin, bir intihar olgusuyla karşı karşıya olmasına rağmen, bu intihar girişimini engellememesi, bu girişim karşısında kayıtsız davranması; intihara ihmali davranışla yardım olarak nitelendirilmek gerekir. Ancak, bunun için, kişinin intiharı önleme konusunda hukukî bir yükümlülüğünün olması gerekir.
    Maddenin ikinci fıkrasında, intihara teşvik veya yardım suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. İntihara teşvik veya yardımın cezalandırılabilmesi için, kişinin intihar etmesi şart değildir. Teşvik veya yardım sonucunda intiharın gerçekleşmesi durumunda, söz konusu fıkraya göre cezanın artırılması gerekmektedir.
    Üçüncü fıkrada, başkalarını intihara alenen teşvik edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, belli bir kişinin muhatap alınması gerekmemektedir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır. Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.
    Maddenin son fıkrasında, işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı kabul edilmiştir. Aslında, bu durumda kasten öldürme suçu, mağdurun kendisinin araç olarak kullanılması suretiyle, yani dolaylı faillik şeklinde işlenmektedir.

TAKSİRLE ÖLDÜRME SUÇU VE CEZASI (TCK MADDE 85)
"(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."    

    Madde metninde, taksirle öldürme suçu tanımlanmıştır. “Genel Hükümler” başlıklı birinci kitapta yer alan taksire ilişkin hükümler, bu suç açısından da geçerlidir.  Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. 
    Maddenin ikinci fıkrasına göre; fiilin, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla insanın ölümüyle birlikte, bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâli, birinci fıkraya göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren neden oluşturmaktadır.
    Ancak taksirli hareket sonucu araçta bulunan ailesi ile birlikte uçurumdan yuvarlanan ve eşi ile çocuklarının ölümüne sebebiyet veren baba hakkında ya da tarlada çalışmakta iken ağaç altında bıraktığı çocuğunun kusarak boğulması neticesinde ölümü sebebiyle anneye ceza verilmeyecektir. Bu durumlarda taksirle ölüme sebebiyet veren failin mağduriyetinin derecesi göz önüne alınacaktır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No:2013/8360, Karar No:2014/4235:
    "Olay günü meskun mahalde gündüz vakti sanık yönetimindeki otomobil ile yaya kaldırımı bulunan bölünmemiş çift yönlü 6 metre genişliğindeki hafif virajlı ve hafif iniş eğimli parke zeminli sokakta seyir halinde iken, hızından dolayı direksiyon hakimiyetini kaybederek gidiş yönüne göre sol taraftaki ağaca çarptıktan sonra evlerinin önünde oturmakta olan iki kişinin ölümüne bir kişinin de basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaralanmasına neden olduğu olayda, sanığın tam kusurlu olduğu, olay sonucunda iki kişinin öldüğü bir kişinin de yaralandığı dikkate alınarak, iki sınır arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, maddede öngörülen cezanın alt sınırı da nazara alınmak suretiyle, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle sanık hakkında az ceza tayin edilmesi,
    Kanuna aykırı olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 20/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi."





......AĞIR CEZA MAHKEMESİ'NE
                        
ESAS NO                         : ........./..............

TUTUKLU SANIK         : ..............., TC:..................

VEKİLİ                           : Av. Yusuf KARAAĞAÇ - Adana Barosu - (Adres antettedir.)

SUÇ                                          : Kasten Öldürme

SUÇ TARİHİ                       : ..../..../.....

TUTUKLAMA TARİHİ    : ..../..../.....


    ............. C.Başsavcılığınca yapılan hazırlık soruşturması sonucunda, müvekkilimin TCK’nun 81,106 maddeleri gereğince cezalandırılması yolunda kamu davası açılmıştır.

Olaya ilişkin olarak savunmalarımız ve tahliye istemine ilişkin nedenler:

1- MÜVEKKİLİMİN EYLEMİNİN YASAL SAVUNMA KOŞULLARI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Dosya içindeki müşteki sanıkların anlatımları ve dinlenen tanık beyanları gözetilmek  suretiyle, müvekkilimin eylemi değerlendirildiğinde, eyleminin yasal savunma koşulları içerisinde yapıldığı açıktır.

    Mahkemenizce bilindiği üzere; savunma zorunluluğu her olayın özelliğine göre tayin edilmelidir. Önemli olan, başlamış ve henüz sona ermemiş bir saldırının varlığıdır. 

    Bu itibarla; olay gününde müşteki sanık .......... tarafından müvekkilin arkadaşı sanık .........'a karşı başlatılan, henüz sona ermemiş kararlı ve ısrarlı, somut bir saldırı bulunmaktadır. Olay günü müvekkil eğlenmek için arkadaşı sanık............. ile birlikte ........... isimli bara gitmiş, barda kapı çarpması nedeniyle maktülle tartışma içine girmiş, daha sonra dışarı çıkmış, kapı girişinden 2-3 adım uzaklaştığında içeride tartıştığı maktulün dışarı çıktığını ve arkasından doğru gelmekte olan sanık .......... ile tartışmaya başladığını görmüş, sonrasında maktulün elinde bıçak ile sanık ...........'nın üzerinde olduğunu ve sanığı ayağından bıçakla yaralandığını ve boğuşmanın maktulün elindeki bıçakla hala devam ettiğini, maktulün bıçağı savurmaya devam ettiğini görmüş, sanık......... nın hayatını kurtarmak için boğuşmaya dahil olmuş, cüssece gayet iri olan maktulün elinden bıçağı zorla almış ve  maktule 4-5 kez sallamış, bıçağın isabet ettiğini fark etmiş, ancak batıp batmadığını anlayamamış,  sonra dehşetle birkaç adım geriye çekilmiş elindeki bıçağı da yere atmıştır. Bu arada arkadaşı sanık.........' hala üzerinde olan maktulü yere yanına düşen bıçağı alıp bir kez maktule sallamış isabet edip etmediğini anlamamış ve maktulün altından kurtulmuştur. Sonrasında müvekkil ambulansı aramış ve ambulans gelene kadar olay yerinden ayrılmamıştır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.06.1998 tarih, 1/120-210 karar sayılı içtihadında da belir-tildiği üzere “TCK’nun 49. maddesinde düzenlenen yasal savunmanın (meşru müdafaa) kabulü için; maddi ve haksız bir saldırı bulunmalı, saldırı nefis veya ırza yönelik olmalı, savunma ile saldırı hem zaman olup savunma, saldırı devam ederken yapılması, savunma zorunlu olmalı ve saldırıya uğrayan hakkın konusu ile kullanılan araçlara göre saldırı ile savunma arasında uygun bir oran bulunmalıdır.  Saldırının varlığını geniş manada anlamak başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak zorunludur.

    Savunmadaki zorunluluk, her olayın somut özellikleri nazara alınarak değerlendirilmelidir. Saldırıya uğrayan faile kaçma yükümlülüğü yüklenemez ve kaçarak kurtulması istenemez. Failin kaçma olanağının bulunup bulunmadığı da dikkate alınamaz. Kaldı ki yasal savunmaya ilişkin hükmün uygulanabilmesi için, saldırıya uğrayanın bizzat fail olması da şart olmayıp, üçüncü bir kişinin saldırıya uğraması halinde de yasal savunma koşullarının gerçekleşmesi olanaklıdır. “ şeklindeki görüşü de müvekkilimin fiiline meşruiyet kazandırdığı ve eylemini bu çerçevede gerçekleştirdiğini açık ve net bir şekilde desteklemektedir.

    Şüphesiz olayın özelliği gözetilmek suretiyle, müvekkilimin eyleminde yasal savunma koşullarının oluşup oluşmadığını  Sayın Mahkemenizde takdir edecektir. 

2- MÜVEKKİLİMİN EYLEMİNİN TAHRİK YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ: 

    Olay gecesi müvekkil eğlenme amaçlı gittiği barda o sırada bardan çıkış yapacak olan maktul ile bara giriş yapan müvekkil ve sanık ............ arasında kapının çarpması neticesinde sözlü tartışma gerçekleşmiştir. Alkolün etkisi ile adeta sallanan maktul, kapının tam arkasında da durduğundan kapının açılışını fark edememiş ve çarpışma gerçekleşince küfürler savurmaya başlamıştır. Dikkat etsenize lan amına koyduklarım, siz benim kim olduğumu biliyor musunuz lan kızlarınızı sikerim, vururum lan sizi burada öldürürüm şeklinde ağır küfür ve hakaretlerine müvekkil, maktulün alkollü olmasının da farkına varmış olmasıyla itibar etmemiş, ancak maktulün fiziki müdahaleleri ve itişmeler başlayınca barın güvenlik görevlileri olaya dahil olanları dışarı çıkarmıştır. Buradan hareketle müvekkilime verilecek temel ceza uygulanırken, 5237 sayılı TCK’nun 29. ncu maddesinin olayın ağırlığı gözetilerek en çok indirim oranının uygulanmasının adil olacağını düşünüyoruz. Mahkemenizin müvekkilimin içinde bulunduğu ruh halini ve bu ruh hali içindeki eylemini adalete en uygun düşecek şekilde değerlendirileceğine inanıyoruz. Yargıtay Ceza Kurulu’nun 21.04.1998 ve 1/3-139 sayılı içtihadında belirtildiği üzere, “.... Sanığın ruh yapısı nazara alınmalı. Ceza yasasının 51. maddesinin 1. fıkrasında suçun haksız bir tahrikin oluşturduğu öfke ve şiddetli elemin etkisi altında işlenmesi, ikinci fıkrasında ise haksız tahrikin ağır ve şiddetli olması halleri düzenlenmiştir. Maddeyle, tahrikin hafif veya ağır olabileceği kabul edilmiş fakat birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak ölçü ve sanır gösterilmeyerek uygulamaya bırakılmıştır.... suçun işlenmesine neden olan olayın; sanığın ruh yapısı üzerinde şiddetli bir eleme ve büyük bir hiddetle sarsıntıya neden olması, niteliği ve işleniş biçimi itibariyle önemli boyutlara ulaşması halinde haksız, ağır tahrik mevcuttur”  görünüşün de müvekkilimizin eylemiyle örtüşmesi nedeniyle, mahkemenin bu hususu değerlendireceğini umuyoruz.

    Dosya içinde bulunan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; müvekkil hakkında ileride ceza tayin edilmesi durumunda hakkında TCK’nun 29. maddesindeki tahrik hükümlerine ilişkin sevk maddelerinin de uygulama alanı bulabileceği açıktır.

    Sayın İddia Makamı, müvekkilim yönünden bu maddenin uygulanmasını da talep etmiştir.

    Bilindiği üzere, Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kökleşmiş içtihatlarına göre, haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için, 

a- Tahriki oluşturan bir fiilin oluşması,
b- Bu fiilin haksız bulunması,
c- Failin öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalması,
d- Failin işlediği suçun, bu ruhi durumun tepkisi olması,
e- Haksız tahrik oluşturan eylemin mağdurdan sadır olması ya da mağdurun o fiili önleme sorumluluğunun bulunması,
f- Suçun, tahriki oluşturan fiili gerçekleştiren kişiye yönelik olması gerekir.
Tüm bu koşullar, tüm unsurları ile olayımızda gerçekleştiğini düşünmekteyiz.
Açıklandığı üzere, mahkemenizce şüphesiz en iyi şekilde değerlendirileceği inancı ile  mü-vekkil hakkında yeni TCK’nun 29. maddesinin takdir marjı ve oranı  gözetilmek suretiyle uygulanacağı inancındayız.

3-MÜVEKKİLİMİN EYLEMİNİN KASIT UNSURU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ: 

    Müvekkilin maktule karşı giriştiği eylemler, sanık ....... ile maktulün boğuşmaları sırasında sanık..........'ın yaralanmış oluşu ve yaralanmaların devam etmesi ve ölme ihtimalinin bulunması sebebiyle tamamen boğuşmayı ayırmaktan ibarettir. Bu uğurda maktul tarafından devam eden saldırıyı def etmek ve saldırganı etkisiz hale getirmek maksadıyla maktulün elinden maktule ait bıçağı almış ve olayın da heyecanı ile öldürmek kastı olmadan savurmuştur.

    Doktirinde ve Yargıtay içtihatlarında açıklandığı üzere; 

    “Kast esasen insanın iç dünyasına ilişkin olmakla beraber, dış dünyada beliren objektif olaylara, olgulara göre kastın  belirlenmesine çalışılmaktadır. Yabancı ülke hukuk sistemlerinde de benzer kıstaslarla kast ortaya konulmaktadır”. (Ayhan Önder, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler, İstanbul 1994,)  

    “İnsan davranışındaki özellikle kişiye karşı işlenen suçlardaki manevi unsurun teşhisinde, nitelikleri itibariyle failin maksadını en iyi bir biçimde tespite elverişli olan objektif verileri, kastı açığa çıkarıcı testler olarak ele almak ve sanığın değişik ve esas gayeyi gizlemeye yönelik olabilen spekülasyonlarına itibar etmeksizin, hareketin muhtevasına, işleniş biçimlerine ve meydana getirdiği neticelere bakmak gerekir” (İtalyan Yargıtay’ı,  22.02.1989, E/Ö Er-man, 24, dn. 43’ten)

    Kastın belirlenmesi noktasında yargı kararlarını esas alarak bir açıklama yapılmasını olaya ışık tutması açısından yararlı görmekteyiz.

Bu düşünce ile;

    “ Yargıtay’ın yerleşmiş kararlarına göre, adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama suçlarını birbirlerinden ayıran başlıca ölçüler, fail ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve niteliği, failin cürümde kullandığı saldırı aletinin mahiyeti, atış veya darbe sayısı ile mesafesi, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, olayın akışı ve sebebi, failin işlemeyi kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında engel bir halin olup olmadığıdır” (CGK 14.12.1999, 1-278/308; bu ve bu konuya ilişkin diğer kararlar için bkz. Meran, 363 vd.) 

    “Bir eylemin nedeni, sanığın olay yerine hazırlıkta gelmesi, fiilin iradiliği, nitelik ve şiddeti, suçta kullanılan vasıtanın cinsi, yaranın meydana geldiği yer, eyleme maruz kalan organların hayati önemi haiz olması, olayın seyri ölümü “beklenir sonuç” haline getirmişse failin öldürme kastıyla hareket ettiğini kabullenmek gerekir. “ (CGK, 06.02.1996, 1-380/4; CGK, 09.06.1998, 1-126/218 .) (Kaynak: Kasten Öldürme Suçları, TCK 81-82-83, Doç Dr. Hakan Hakeri, Sh, 31, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2006)

    Aynı şekilde, aşağıda sıralayacağımız Yargıtay  içtihatları çerçevesinde, müvekkilimin eyleminin yaralama kastına dönük olduğu tartışmasız bir şekilde açıktır. 

“Çok sayıda darbeye rağmen, bunlar az etkili ise, öldürme kastının bulunduğu reddedilebilir. Failin mağdura on yedi kez bıçak sapladığı bir olayda Yargıtay öldürme kastının bulunmadığına, zira failin zorlayıcı bir neden olmamasına rağmen fiilini devam ettirmediğine ve darbelerin çok yüzeysel olduğuna karar vermiştir.” (CGK, 16.11.1987, ‘ 344/542) 

    “ Gerek silahlı gerekse silahsız atışlarda (taş vb) fail ile mağdur arasındaki mesafe ve olay yerinin özellikleri önemli bir rol oynamaktadır. Failin mağdurun yakınında olmasına rağmen hayati bölgelere ateş etmemesi öldürme kastının olmadığını gösterebilir. “ (1. CD. 25.03.1970, 2445/1308.)

    “ Olayın  nasıl geliştiği ve sona erdiği de, kastın tespitinde önem arz eder.”  (CGK 19.1.1970,, 596/19)

    “ Failin imkânı olmasına rağmen ateşe devam etmemesi, yaralama kastı olarak değerlendirilebilir.” (CGK 03.04.1990, 418-872)

    “Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi bulunan şüpheden sanık yararlanır ilkesine göre, yapılan ceza muhakemesinin sonunda, fiilin sanık tarafından işlendiği % 100 belliliğe ulaşmadığı takdirde beraat kararı verilecektir (Anayasa M. 38/4., İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi  M. 11, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi  M. 6/2, Me-deni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi l. 14/2). Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir” (CMK Adalet Komisyonu Raporu).

    “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanmamış bulunan bir ispat kuralıdır. Buna göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanın kimse hakkında mahkûmiyet  kararının verilebilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin % 100 oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Bu noktadaki % 1 lik şüphe dahi, sanığın beraat etmesine yol açar. Böylece masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması daha üstün tutulmaktadır.  Nitekim Jüri sisteminin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde Jürinin tek görevi, sanığın suçu işleyip işlemediği konusunda, yani ispat hususunda karar vermektir. Jüri 11 üyeden oluşmaktadır ve bir kimsenin suçu işlediğine karar verilebilmesi için 11 üyeden 11’inin de sanığın suçu işlediğine kanaat getirmesi gerekir. 10 üye sanığın suçu işlediği; ancak bir üye işlemediği yönünde oy kullandığı takdirde, sanığın beraatine karar verilir. Bu örnek, şüphenin % 100 oranında yenilmemesi dolayısıyla sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini göstermektedir.”  (Kaynak, Kasten Öldürme Suçları Doç. Dr. Hakan Hakeri, Seçkin Yayınları, Ankara, 2006) 

    Şüpheden sanık yararlanır kuralı sadece beraat kararı verilmesi gereken hallerle sınırlı değildir. Öldürme kastı ile yaralama kastı arasında şüphenin bulunması halinde bu kuralın uygulanması gerekir. (Mustafa Avcı, Kasten Öldürme ve Kasten Yaralama Suçlarının Manevi Unsurlarını Ayırt Etmeye Yarayan Ölçüler,  Khuka 1, Sh. 86-98, 2005) Nitekim  Yüksek Yargıtay’ımızın bu düşünce-ye ışık tutan kararları da mevcuttur.

    “Kasta ilişkin kuşkunun sanık lehinde yorumlanması müstekar uygulamadır” (1. CD, 02.10.2001, 2064/3474).

     “Sanığın mağdur Mustafa’ya öldürme kastıyla ateş ettiğinin netlik kazanmaması, bu yöndeki anlatımların yargılama evrelerinde çelişki arz etmesi, bizzat Mustafa’nın savcılıkça alınan beyanında “duvarın üstüne çıkarak ateş etseydi beni öldürebilirdi” deyişiyle sanığın öldürmeye elverişli bir ateşlemeyi tercih etmediğini ortaya koyması, gerek soruşturmanın gerekse kovuşturma evresinde mahallinde yapılan keşfin, arkasına sığınılan duvara mermi isabeti olduğunu açıklığa kavuşturmaması karşısında, kuşkunun lehe yorumlanacağı temel ilkesi de gözetilerek, sanık Z’in mağdur M’ya yönelik eyleminin silahla yaralamaya tam kal-kışmak olduğunun kabulüyle cezalandırılması yerine, giderilmemiş kuşkuyu aleyhe değer-lendirmek suretiyle adam öldürmeye kalkışmadan hüküm kurulması” bozma sebebi yapılmıştır (1 CD. 22.10.2003, 380/2465).

    Aynı şekilde Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 05.03.2003 ve 4223/168 sayılı içtihadında da aynı görüşlerini tekrarlamıştır.

    “Birkaç metreyi aşmayan ve ilk tespite göre de beş metre olarak tanımlanan yakın mesafeden, gündüz vakti, kalabalık ortamda yapılan karşılıklı atışlarla yekdiğerini hedef seçen her bir sanığın, hasmına isabet kaydedememesi karşısında,  bu kurşunların arka mekânda herhangi bir zemine de saplanmamış oluşunun yarattığı belirsizlikten hareketle, hasmın vücudunun hangi bölümüne yönelterek yapıldığının açıklık kazanmayışına da dayanılarak, kuşkuyu lehe yorumlamak zorunluluğuna isnatla, her bir sanığın eylemini yaralama olarak kabul etmek ve A.’in de meşru müdafaa kapsamında hukuka uygun davrandığını” kabul etmek gerektiği şeklinde  isabetli bir karar vermiştir. (1. CD, 5.3.2003, 4223/168). 

    Açıklamalarımızın ışığı altında, müvekkilim ile maktul arasında önceye dayalı öldürmeyi gerektirir nitelikte bir husumetin bulunmayışı, maktüldeki darbe sayısı, mobil halde bulunuşu, müvekkilin olayın içinde bulunduğu an, maruz kalınan saldırı gözetildiğinde, müvekkilimin eyleminin, açıklamaya çalıştığımız nedenler çerçevesinde, fiilinin nefsi müdafa olarak kabulü gerektiği inancındayız.

4- TAHLİYE İSTEMİNE İLİŞKİN NEDENLER: 

1-) Elde edilen deliller, müvekkilimizin aksi kanıtlanmayan savunması ve bunu destekleyen diğer deliler  bağlamında, suçun vasıf ve mahiyetinin büyük bir olasılıkla değişebileceğini düşünmekteyiz.

Bu itibarla yeni CMK’nun 100. maddesinde tutuklamanın sınırlandırılmasına ilişkin düzenleyici hükümleri göz önüne alınarak  tutuksuz yargılanmanın kural haline geldiği,    

     2-) Yargılamanın gelmiş olduğu aşama itibariyle, tüm delillerin toplandığı, bu itibarla, müvekkilimin delillere etki etme, delilleri karartma, yargılamayı başka bir yöne yönlendirme olanağının ortadan kalkmış oluşu, 

3-) Tutukluluğun, bir tedbir oluşu ve bu koşullarında ortadan kalkmış bulunuşu gerçeği gözetilerek;
    Sonuçta; mevcut yasal düzenlemeler ve  Türk Ceza Kanunu ile  Ceza Muhakemesi Kanununun düzenleyici hükümleri ile siz Sayın Mahkemenize Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin getirdiği takdir hükümleri de gözetilerek müvekkilimin tahliyesine karar verilmesini bilvekale arz ve talep dilerim. .../.../......


                                                Tutuklu Sanık Vekili
                                                  Av. Yusuf KARAAĞAÇ
                                                       (e-imzalıdır.)









İndirme Butonları :

Pdf indir Udf indir Word indir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir